Bir Garip Barış Süreci

a5291cd1-7ca7-497b-94ce-16ac5ddeb0862016 senesinin Kasım ayıydı. Çatışma çözümleri üzerine çalışan bir kurumun davetlisi olarak Myanmar’a ülkede yürütülen “barış sürecini” incelemeye gittik. Bir grup akademisyen, AKP’li siyasetçi ve AKP’ye yakın medyadan isimlerin de bulunduğu heyetin duymayı ve öğrenmeyi arzuladığı Arakan Bölgesi Roghinya Müslümanları ile Myanmar Devleti arasındaki sorunların çözümüne dönük eylem planı ve süreçti. AKP İktidarının sıklıkla Türkiye gündemine taşıdığı Roghinya konusu, gerçekten de kanayan bir yara idi ve bölgedeki vatandaş büyük bir sıkıntı içindeydi.

Roghinya bir tabu

Görüşmelerle dolu 4 günlük programda Myanmar’daki Barış Süreci anlatılıyor ama Roghinyaların adı geçmiyordu. Görüşmelerimizde bu konu gündeme geldiğinde, suskunluk başlıyordu. Hatta bu konuyu sormamamız için üstü kapalı nazik ikazlar geliyordu. Grubu giderek öfkeli bir merak sarmıştı. Sonunda bir öğleden sonra otelin salonunda tek bir yerel gazeteci ve biz kaldık. Evet doğruydu… Roginya konusu Myanmar Hükümeti ve hatta neredeyse halkı için bir tabuydu. Konuşmak, görmek, tartışmak pek kolay değildi. Arakan’ın Burma halkı Rakinler, Bangladeşli olarak gördükleri Sünni Roghinyalara bölgenin hakimiyetini kaptırmak istemiyorlardı. Roghinya Müslümanlarının bölgeden sürülmelerine neden olan ve Arakan Bölgesine hüküm sürmek isteyen ALA yani Arakan Özgürlük Ordusu diye bir de silahlı örgütleri vardı. Bu örgüt Barış Sürecinin taraflarındandı. Myanmar Devleti de hem etnik hemde dini yakınlığı bulunan grupları kazanmayı tercih ediyordu. Zatem Myanmar Ordusu neredeyse 50 kadar etnik silahlı örgütle çatıştığı için bu sorundan uzak duruyordu. Öte yandan son yıllarda ülkeye Bangladeş üzerinden radikal cihadcı örgütlerin de sızdığı iddiaları da yaşanan temel sorunun görünmesine engel oluyordu.

Biraz tarih 

Roghinya müslümanları ile sorunu olan bir Myanmar varmış da, ülke güllük gülistanlık yaşıyormuş gibi yansıyor haberler; oysa durum hiç de öyle değil. 4 Ocak 1948′de İngiliz sömürgesi olmaktan kurtulan Myanmar, yani eski adı ile Birmanya’da kabileler, çeteler, silahlı grupların birbirleriyle çatıştığı bir güç mücadelesi başlıyor. 1962′deki askeri darbeden 2000′li yıllara süre gelen dönemde de silahlı örgütler bu kez yalnızca aralarında değil, askeri otoriter rejimle de çatışıyorlar. Bu yıllarda askeri rejime karşı çok sayıda pasif direniş de görüyoruz. Ve bunların çoğu da şiddetle bastırılıyor. 1970′lerde üniversite öğrencilerinin ölümlerle sonuçlanan direnişleri var. 1988′de binlerce protestocunun öldürülmesiyle sonuçlanan 8888 İsyanı en önemlileri. Öte yandan 1990′da yapılan seçimlerde kazanan, bugünün en tartışmalı siyasi liderlerinden biri haline gelen Aung San Suu Kiyi’nin hükümet etmesine müsaade edilmedi. 2007′de “Safran Devrimi” diye yansıyan Budist Rahipler’in yürüyüşü de şiddetle sonuçlandı. Çok sayıda Budist Rahip öldürüldü.

Vesayetli Demokrasi ve Suu Kiyi 

Sonunda Myanmar diktatörleri demokrasiye geçme kararı aldı. Ve bugünkü Myanmar manzarası oluştu. Askerler hala iktidarda. Sadece sivilleştiler. 2010 seçimlerinde, askerlerin uzun yıllar tutsak ettiği ünlü muhalif – protest siyasetçi Aung San Suu Kiyi’nin başkanı olduğu Birlik Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP), askerlerin tam desteğiyle iktidara geldi. Bugün hükümetin önemli kısmı eski askerler. Peki ya Aung San Suu Kiyi? Partisi kazandı ama Başbakan bile değil, titri Dışişleri Bakanı ve Myanmar Devlet Danışmanı. Myanmar’lı erkek siyasetçilerin ifadesiyle “Hanfendi”.

Doğrusu Myanmar’a giderken Aung San Suu Kiyi ile görüştürüleceğimizi umuyorduk; ama müsait değil, dendi. Hanfendinin bütün erkek ekibiyle görüştük. Hissiyatım şu olmuştu: İktidar milletvekillerinin, bakanlarının erkek siyasetinde Kiyi’nin yeri yoktu. Kiyi, bir iyi niyet elçisi etkisizliğinde Myanmar’ın dünyaya bakan güzel yüzü idi. Ordu hem demokrasiye geçmiş, hem en büyük muhalifi olan Aung San Suu Kiyi’nin partisine seçimi kazandırmıştı. Ülke iç çatışmaların ardında bir barış sürecine girmişti, bunu dünyaya anlatmak da Hanfendi ile olurdu. Süreci izleyen bir gazetecinin ifadesi ile halk da Aung San Suu Kiyi’ye güveniyordu. Bu süreç başarılmalıydı.

Peki kimle Barış Süreci? 

15 Ekim 2015 tarihinde Myanmar Hükümeti ile Etnik Silahlı Örgütler (tam çevirisiyle böyle tanımlanıyor) arasında ülke genelinde bir Ateşkes Anlaşması imzaladı. 5.000′den fazla kişinin 9 toplantı sonucunda, 1.450 gün çalışarak nihayetlendirdiği bu Anlaşmanın Ulusal ve Uluslararası imzacıları da var.  Ülke genelinde Ateşkes Koordinasyon Ekibi’nde temsil edilen 16 Etnik Silahlı Örgüt var (Roghinya Müslümanları için savaşan Arakan Roghinya Kurtuluş Ordusu yok). Barış masasında bu örgütlerin her birinin temsilcileri var.  Ama silah da bırakmış değiller. Görüşmelere katılanların bir çoğu eski siyasi tutuklu ya da sürgünler. Bu etnik gruplardan Çin tarafından desteklenen Kachin Bölgesi halklarıyla sıklıkla sorun yaşanıyor. Çoğunlukla haberle yansıyan insan hakları ihlalleri bu bölgeye yönelik. Bir de Karen Bölgesi halkları var. Buralardaki örgütler, diğerleri için de yön gösterici oluyor.

Myanmar Barış Merkezi’nin 2015 Kasım tarihli Myanmar Barış Sürecini anlatan kitapçığında verdiği rakamlara göre, Myanmar nüfusunun %40′ı çatışma bölgeleri ve etkileyen alanlarda yaşıyor. Silahlı iç çatışmalarda tam 650.000 kişi evinden barkından göç etmek zorunda kaldı (buna son Roghinya olayları dahil değil). Silahlı çatışan kişi sayısı 100.000′in üzerinde. Klasik çözüm süreçlerinde olduğu gibi çeşitli koordinasyon, gözlem, diyalog vb konularla ilgili organlar var. İlk başta 104 tartışmalı sorunla başlayıp en son 8 tane soruna kadar düşmüşler.

Son durum

Çok başarılı bir Barış Süreci yürüttüğü iddiasıyla yola çıkan Myanmar Hükümeti, Roghinya konusunda duvara tosladı. Bugün konuyla ilgili yazı yazan gazeteciler, artık bu Roghinya dramı sonlandırılmadan ülkedeki diğer gruplarla da yaşatılmaya çalışan sürecin durabileceği endişesindeler.  Bu nedenle barış sürecinin devamı için Roghinya sorununun çözümü şart. Bunu özellikle süreçte bulunan Kachin Bölgesi etnik grupları ve gazetecileri dile getiriyor. Arakan Roginhinya Kurtuluş Ordusu ve Roghinya Müslümanları bu sürece dahil edilebilir mi. Belki de Uluslararası toplumun ısrarla üzerinde durması gereken bu. Yoksa ülke istim üstünde.