Sınırsız Avrupa’dan Sinirli Avrupa’ya

Bugün Katalonya için seçim var. Bir süre önce bağımsızlık talebiyle Avrupa’yı şok eden, İspanya’nın bu küçük zengin özerk bölgesinin ülke dışına çıkmak zorunda kalan lideri Carles Puigdemont, “Ya Katalunya ya da Rajoy (mevcut Başbakan)” kazanacak diyerek Brüksel’den meydan okuyor. Ve “demokrasiye sahip çıkmadığını” söylediği Avrupa’ya sitem ediyor.

Oysa Katalonya Avrupa’nın örnek gösterdiği bir bölgesel yönetimdi.
banderas_ue_espana_catalunya-1024x682

Milletvekilliğimin ilk yılıydı. 2012′nin Mart ayıydı. Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’ni tanıtıcı bir programla Brüksel’e davet edildim. Akademisyen, yazar, hukukçu ve bir grup siyasetçiydik. Benim dışımda BDP’li (o zaman adı öyleydi) Demir Çelik ile bugünkü Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi vardı. İktidarın gündeminde ağırlıklı olarak çözüm süreci, bizim (bir kısım muhalefetin diyebiliriz buna) gündemimizde ise giderek kanayan bir hal alan tutuklu gazeteciler, tutuklu öğrenciler, tutuklu milletvekilleri vardı. Ama ülke bugünler kadar gergin değildi galiba. En azından Zeybekçi kızına hediyelik parfüm seçerken benden yardım istemişti; ben de Brüksel freeshop’unda kendisine eşlik etmiştim. O da benim paketlerimi taşımış, bu görüntü heyetimizce takdirle karşılanmıştı.

AB Bölgeler Komitesi

Hikayesi bir yana dursun, Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi’nin “Sınırsız Avrupa” sloganıyla tanıttığı bir sunum, Avrupa’da ülkelerin dışında bölgesel işbirliklerinin de önemine işaret ediyordu. Bölgeler Komitesi, Avrupa Birliği içindeki yerel ve bölgesel yönetimlerin temsilcilerinden oluşan danışma nitelikli bir komite ve Avrupa bütünleşmesi yönünde hareket ediyor. Avrupa genelinde 350 kadar bölgesel üyesi var. O gün yapılan sunumda bu bölgeler arasındaki geliri farkının kişi başına gelir bazında en düşük 6.200 euro, en yüksek 68.000 euro olarak söylemişlerdi. Zaten AB’nin Bölgesel Politika geliştirme sebebi olarak da üye ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıklar ve ülkelerin kendi bölgeleri arasındaki dengesizlikler nedeniyle sosyo- ekonomik entegrasyon ve uyumu sağlamak olduğu ifade edilir. Türkiye ile de AB Bölgeler Komitesi Çalışma Grubu var. Çözüm Sürecinin sonlanmasının ardından bu Çalışma Grubu’nda Kürt meselesi sürekli gündem oluyor ve AKP iktidarının temsilcilerini bir hayli zorluyor. Son toplantıda Türk temsilci Selahattin Demirtaş hakkında pek çok soruyla muhatap olmuştu.

Neyse konumuza dönelim.

Katalonya Örneği

Bizleri AB Bölgeler Komitesinin çok çeşitli birimleri ve yetkilileri ile görüştürdüler, işleyiş, finansman ortak projeler vs. anlatıldı. Ama örnek olarak 1 bölge temsilciliği seçmişlerdi. O da Katalonya idi. Brüksel Katalonya Temsilciliğinde aldığımız sunumda, İspanya Anayasası’nda “Özerk Topluluklar” olarak tanımlandığını, bunların kendi parlamentoları, başkanları, hükümetleri olduğu anlatıldı. 17 özerk topluluktan yalnızca 2′sinin, Bask Bölgesi ve Katalonya Bölgesinin uzun bir “siyasi bağımsızlık” mücadelesi sonucunda “Özerklik Statüsü” aldıkları vurgulandı. Yargıda daha özerk olmak, Katalan dilinin daha yaygın kullanımı ve merkezi ya da Avrupa kararlarında daha fazla katılım istiyorlardı. Çeşitli hedefler söylediler. Katalonya’nın ulusal karakterine özgü yönetim hedeflerinin, kurumlarının, hak ve ödevlerinin, mali kaynaklarının geliştirilmesi gibi. Ardından uzun uzun Katalonya’nın ekonomik gücünü gösteren bir sunum izledik. Katalonya’nın 1 adım öteye gideceğini hissetmemek mümkün değildi.

O günden bugüne, özellikle de Bağımsızlık ilan edilen 27 Ekim günüden bugüne süreci izledik. Bugün seçim var ve uzun süredir İspanya kaynaklı haberler İspanya ve Katalonya arasındaki gerginliğin ülkenin diğer sorunlarını gündemden düşürdüğünü ve toplumlar arasında gerginliğin arttığını gösteriyor. Euronews’ta çıkan bir haberde Katalonya’nın bağımsızlık macerasının İspanya gündemini son aylarda ve yıllarda adeta tekeline aldığı belirtiliyor. “Bayraklar insanların ihtiyaçlarından daha önemli hale geldi” yorumu yapılıyor. Sağlık hizmetlerindeki aksamalar, özelleştirmeler, işten çıkarmalar, yoksulluğun artması gibi çeşitli sorunlar çözüm bekliyor.

Sorular, sorular…

El Pais yazarı Pere Rios, seçimler katılan partilerin üyelerinin cezaevinde ve Brüksel’de kaçak yaşadığını belirterek “demokrasi açısından atipik” vurgusu yapıyor. Ve şu soruları sorup cevap veriyor:

Kaç ayrılıkçı/bağımsızlık taraftarı lider milletvekili olacak?

16 lider milletvekili olacak. Bunların yalnızca 8′i özgür ve Katalonya’da. 5′i yurtdışında, 3′ü cezaevinde.

Milletvekilliği haklarını elde edebilirler mi?

Milletvekilliği yasasında Milletvekilliği hakkını elde edebilmek için Anayasa’ya ve Özerk Devlet Statüsüne uygun davranma yer alıyor. Ancak cezaevinde ya da yurtdışında olmaları bu görevlerine engel olmuyor. Yardımcıları vasıtasıyla görevlerini yapabiliyorlar.

Yokluğunda milletvekili oylamayı devredebiliyor mu?

93. Madde bu koşulları düzenliyor. Buna göre ebeveyn olmaktan doğan ciddi engeller, hastalık uzun süreli iş yapamama hali gibi konularda devredebiliyor. Tabi bunun dışındaki koşulları parlame
nto düzenleyebilir.

Yokluklarında ne olacak?

Oylamalar bağımsızlıkçıların aleyhine dönebilecek. Yurtdışındakilerin bu süreçte koşulların sağlanması ve ülkelerine dönmeyi talep edebilecekleri tahmin ediliyor.

Yurtdışındakiler başkan adayı olabiliyorlar mı?

Başkan adayı olmak için milletvekili olmak gerek ancak şu an yurt dışında kaçak olan liderlerin seçilmesi zor. Bu konuda seçim sürecinde sandalye sayısının yetersizliğine vurgu yapılıyor.

Eğer cezaevindeki biri Başkan seçilirse ne olur?

Daha önce yaşanmış Bask Bölgesindeki örnekte, cezaevinde Başkan seçilen Juan Carlos Yoldi’nin daha sonra hem kurucu unsurların hem de seçmenlerin hak gaspı olacağı gerekçesiyle serbest bırakıldığı ifade ediliyor.

Milletvekilliği statüsünü kaybedebilirler mi?

Hayır. Bunu da koşulları bellidir. Seçimin iptali, ölüm ya da görev süresinin bitmesi koşulları var. Ancak bağımsızlıkçı partilerin yasadışı ilan edilmeleri halinde olabilir.

Görünen o ki, İspanya’nın gündemine de tutuklu milletvekilleri oturacak. Ne olacak göreceğiz.