Soğan ekmeğin de tadı kaçmadan…

sogan-ekmegin-de-tadi-kacmadan

Melda Onur

4 patisini koyacak bir buzul kütlesi bulamayan kutup ayısı fotoğrafı ile simgelenen İklim Değişikliği, Ahmet Amca ile Fatma Teyze’yi bu büyük felaketten uzak tuttu. TV izleyip çekirdek çitlerken uzak diyarlarda bir yerlerde bir şeyler olduğunu görüyorlardı, ama hayat devam ediyordu. Hamdolsun – kalitesiz de olsa – kapıya gelen kömürle kışı geçiriyorlardı. Gerçi geçen sene Karadeniz’de yaşanan ‘doğal afet’te akrabalarını kaybetmişlerdi ama ‘Allahın işiydi’. Aslında onlar da büyük şehre taşınsınlardı. Ne zamandır ekip biçtiklerinin de bereketi kaçmıştı. HES midir nedir, köye adamlar gelip suyu tutmuşlardı. Mühendisler, “imza atmazsanız, Tayyip Bey zor durumda kalır” demişlerdi. E öyle ya, Başbakandı, zora girmesindi. Sonra ne olduysa su yetmez oldu bağa, bahçeye, hayvana. E Allahın işi… Gelsinler büyük şehirde inşaatta, ev işlerinde çalışsınlardı. Gerçi, Hasan Eniştenin oğlu geçenlerde çalıştığı taşeron şirkette kepçe altında kalıp tek ayağını kaybetmişti ama yaşıyordu. Öldürmeyen Allah öldürmüyordu, kader işte…

Greenpeace’de uzman olarak çalışan arkadaşım Ayşe Bereket, “ben insanlara İklim Değişikliğini evdeki buzdolabının yüzde 75′i yani 4′te üçü çalışmayacak, herşey kokacak, bozulacak”* diye anlatıyorum” diyor. Dünyanın buzdolabı hızla ısınırken, herkes ürettiğini o en çok soğutan bölgeye sıkıştırmaya çalışıyor ve buzdolabını fena halde zorluyor.

Türkiye’de İklim Değişikliğini’nin bir kısım etkisine bakmadan önce Dünyaya dönelim.

PARİS İKLİM ZİRVESİ’NDEN NE ANLADIK?

Kendilerine tanınan süreyi de 1 gün aşarak sonunda bir anlaşmaya varan BM Paris İklim Zirvesi katılımcıları bu “büyük başarıyı” elleriyle “çak” yaparak kutlarken, dünyanın çevre konulu STK’ları, aktivistler “yetmez ama evet” modundaydı. Bakalım:

İmza konan anlaşma ile ne oldu?

2050 yılına kadar dünyanın ısısı 2 derecenin altında yükselmeliydi. Yani 1,5 derece artış konusunda hem fikir olundu.

Bu ne demek? Neden 2 derece?

Çünkü bilim insanları, sera gazı emisyonları bu şekilde artmaya devam ederse, küresel ısınmanın geri döndürülemez hale geleceği ve eşiğin aşılacağı konusunda uyarıyor. Bu eşik de 2 °C’lik bir sıcaklık artışı olarak hesaplanıyor. Böylece hiçbir tedbir almadan devam edersek 5°C’lik bir artışı elbirliğiyle başaracağız!

“5°C çok mu yani?” diye sorabilirsiniz. Evet çok. Bugünün dünyası ile son buzul çağı arasındaki sıcaklık farkı 5°C’nin üzerindeymiş. Yani 1,5-2°C’ler Fatma Teyze Ahmet Amca için az daha yelpazelenmek anlamına gelebilir ama Dünya için büyük farklar yaratır.

Peki şimdi ülkeler ne yapacaklar?

Ülkelerin sera gazı emisyonları ile ilgili güncel taahhütleri 2020 yılında sona eriyordu. Bu yüzden, hükümetler en az 10 yıllık anlaşmalar üretmek zorunda. Bunun için de karbon salınımlarını 5 yılda bir gözden geçirmeleri gerekiyor. Bu şekilde küresel ısınmayı 2 derecenin altında tutmaya çalışacaklar. İlk yapmaları gereken de fosil yakıtlardan vazgeçmek.

Aktivistler, STK’lar niye mutsuz? Çünkü onlar çıkan metni biraz zayıf buluyorlar ve çok daha agresif önlemlerin metne girmesini istiyorlardı. Yetmez ama evet.

Türkiye’ye mesaj ne?

Paris’te sivil toplum kuruluşları, TürkiyeCOP21 Müzakere Heyeti’ne çağrıda bulundular: “Ey Türkiye, iklim değişikliği, çevre, enerji ve kalkınma başta olmak üzere politikalarınızı katılımcı ve şeffaf şekilde gözden geçirmeye davet ediyoruz” dediler.

Türkiye heyetine özellikle aşağıdaki maddelerle ilgili çağrı yapıldı:

-      Müzakereler kapsamında ulusal katkıları, zaman kaybetmeden (2018 yılı itibariyle) gözden geçirin.

-      Yeni anlaşma yürürlüğe girdikten sonra da ulusal katkıları belirli aralıklarla (en fazla 5 yılda bir) güncelleyin ve artırın.

-      Bu işleri yaparken şeffaf ve katılımcı bir süreç yürütün ve kamuoyuyla paylaşın.

-      İklim değişikliğinin etkilerine sosyo-ekonomik hassasiyeti yüksek yoksul sosyal grupların, tarımda küçük aile işletmelerinin ve kırılgan ekosistemlerin uyum kapasitelerinin artırılmasını önceliklendirin.

-      Devlet dışı aktörlerin (yerel yönetimler, sivil toplum, özel sektör, akademi, sosyal hareketler, vb) iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik attığı adımları devlet politikalarına entegre edin

SOĞAN AĞLATIR

Nuran Talu’nun** tam da İklim Zirvesi öncesi çıkan Türkiye’de İklim Değişikliği Siyaseti adlı kitabının 34. sayfasında iklim değişikliğinin Türkiye’de ve Güneydoğu Avrupa’daki etkilerini okurken uzak diyarların sorunu sandığımız bu bu büyük felaketin, yoksulun soğan ekmeğine kadar uzandığını görebilirsiniz. İklim Değişikliği, toprak ve su üzerinde ciddi baskı yapıyor, tarımı, toprağı besleyecek sağlıklı yağışlar azalırken, felaketlere neden olan fırtınalar ve seller, rüzgar ve yağış erozyonu artıyor. Bu arada yağışsızlığın topraktakı etkisi aşırı buharlaşma, terleme, toprakta tuz yoğunluğunun artması ve tabii sulama ihtiyacının artması ile su kaynakları üzerinde de baskıların artması sonucu doğuyor.

HES adı altındaki inşaatlar dereleri kelepçeliyor, kurutuyor; eski Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın deyimiyle, HES’ler azalan su nedeniyle verimli çalışamıyor.

Her ne kadar eski Tarım Bakanı her akşam “Tarım Alanlarımızı Koruyalım” konulu kamu spotunu gözümüze gözümüze soksa da, iktidarın kendine yeni rant alanları açma yönündeki hukuki olmayan yasal ve cebren düzenlemeleri (mera kanunu, zeytin alanlarının daraltılması, su kaynaklarının satışı, maden yasasında değişiklikler, kentsel dönüşümle şehir bostanlarının yok edilmesi vb) var olan tarım alanlarını küçülttü. Yine aynı kitapta İklim Değişikliğinin Türkiye’ye etkileri, özellikle tarım ürünleri üzerinde olanlar şöyle anlatılıyor:

-      Tahıl ve yağlı tohum rekoltesinde azalma

-      Soğan kalitesinde ve rekoltesinde düşüş

-      Kuraklığa dayanıklı zeytin, narenciye, incir üretiminin yaygınlaşması.

-      Bir de buna hayvanların hastalanarak süt ve et üretiminin bozulması var.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin “2013-2014 Yılı Tarımsal Üretim Dönemi Kuraklık Risk Tahmin Raporu” da 2013 yılının Ekim ayından 2014 Şubat ayına kadar geçen sürede yağışların mevsim normallerinin altında seyretmesi ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklık, don ve sel nedeniyle birçok tarım ürününde önemli zararlar sözkonusu olduğunu yazıyordu. Yağışlar mevsim normallerinin yüzde 27,5 civarında altında seyretmiş, bir önceki yıla göre ise yüzde 40,4 azalmıştı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Türkiye genelinde tarım sektöründe böyle bir doğal afeti uzun yıllardır görmedik” diyordu. Aynı raporda 2014 yılı buğday zararı, ortalama yüzde 50 olarak tahmin ediliyordu. Özellikle Kilis’te bu oran yüzde 80′e ulaşmıştı. Türkiye’nin en büyük buğday üreticisi olan Konya’da üretim, 2014′te yüzde 40 kayba uğramıştı. TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 5 Ekim 2015 tarihli demecinde bazı üretim bölgelerinde yüksek sıcaklıkların kurumalara, aşırı yağışların çürümelere yol açması nedeniyle soğan rekoltesinin beklenenden düşük kalacağını söylüyordu. Ekmeği ve soğanı İklim Değişikliği vururken, kurak iklime dayanıklı zeytinlerimizi de hem yasal yollarla, hem de devletin gücü ve kararlılığını göstererek şiddetle budayarak İklim Değişikliğine önemli katkıda bulunulmuş oldu.

2050 hedefi koyan Paris İklim Zirevsi ile 2071 hedefi koyan Türkiye Hükümeti’nin eylem planları ne kadar örtüşecek bilemiyoruz ama dileriz, Başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı programına koyduğu “Devlet Sırrının Tanımlanması” hedefinde İklim Değişikliği ile ilgili yapılacaklar da sır olmaz.


* Bilimsel raporlara göre 2050 yılına kadar, İsviçre Alpleri’ndeki buzullların yüzde 75′i eriyecek

** Dr. Nuran Talu, Küresel Denge Derneği Başkanı, Mimar, Çevre Uzmanı