Ben yoldan gönüllü çıktım

Web

Her birinize tek tek cevap yazıp, teşekkür etmek gerçekten isterdim. Ama daha ne yorum yazayım diye düşünürken “timeline” kopup gitmiş. Birkaç yerde “Melda Onur, TBMM’ye girdi mi” başlıklı haberler dahi çıkmış.

Bu yıl içinde hem kaybedip, hem de kazanma duygusunu ikinci kez tattım. Ön seçimlerdeki herkesi şaşırtan düşük sıramın ardından gelen destek mesajları, başlatılan imza kampanyası, yazılan yazılar, neredeyse hergün TV’de yapılan yorumlarla ön seçimi kaybettiğimi dahi hissetmemiştim.

Kendi özelimde aynı hisleri dün yeniden yaşadım. Ama bu kez, Türkiye’de demokrasiye inancın bir sonucu olan zaferin memnuniyeti, duygularıma eşlik etti. Demokrasiyi sadece sandık sonuçlarından ibaret gören ve iktidar olmayı sadece kendilerine oy veren vatandaşlara – ki onlara da yapılan zulüme Türkiye’nin her yerinde tanık olduk – hitap etmek zannedenlere karşı oluşan demokrasi dayanışmasına, milletvekilliğimin son gününde tanık oldum.

Üzgün değilim, biraz buruk hissediyorum

Üzgün müyüm? Hayır; bu sonucu bekliyordum. Buruk muyum? Evet; ama yalnızca yarım kalan işler için. Poyraz Ali’yi cezaevinden kurtaramadığım için; Karakoçan’da barajın esir ettiği Arduç ailesine bir köprü yaptıramadığım için; Kadıköy’ün gözdesi Yeşilbahar okulunu rantçı, din istismarcı ellerden hala alamadığım için; İstanbul’un mahallelerini kelepçeleyen rantsal dönüşümdeki mücadelem ve Anadolunun yaşamını kurutan rantsal projelerdeki mücadelem yarım kaldığı için; hala kadın cinayetlerine karşı TBMM’de yapmam gerekenler olduğu için…

İlk anda aklıma gelenler bunlar.

Peki bu davalardan vazgeçecek miyim? Hayır. Ama artık milletvekilliğinin avantajlarını bu davaların takibinde kullanamayacağım. Kalkan olamayacağım; gözlatına alınan, tutuklanan, cezaevlerine konanlara müdahalem, ilgim sınırlı kalacak; ha deyince herkese ulaşamayacağım. Ama mücadeleme devam edeceğim; TBMM’ye giren arkadaşlarımı sonuna kadar kullanacağım, bilesiniz. Görünen o ki milletvekilliği çıtasını farklı bir noktaya çektim ve yaşam hakları için direnenler bunu farketti, kucakladı, sahiplendi. Artık TBMM’ye giren arkadaşlarımızdan bu çıtayı korumalarını isteyeceğiz. Formülü zor değil: Sorumluluk duygusu + Vicdan.

Naçizane seçim yorumlarım

Bu vesileyle küçük bir seçim yorumuna da girmeden edemeyeceğim:

AKP’den başlayalım; bu sonuç AKP’nin normalleşmesi için bulunmaz fırsat. Tek adam olma ihtirası ile hem Türkiye hem Dünya kamuoyunda komik duruma düşürülen bir partinin, zafer sarhoşluğundan ayılıp “bir dakika biz ne yapıyoruz” demeye başladığını duyar gibiyim. AKP’ye gönül vermiş ve suça karışmamış siyasetçilerin de, seçmeninin de içten içe bir uçurumun dibinden dönüldüğünü hissettiklerini hissediyorum. Dünkü Ahmet Davutoğlu ile bugünkü Ahmet Davutoğlu aynı kişi olmayacaktır.

MHP ile devam edelim; oylarını bir kaç farklı nedenle artırdığını düşünüyorum; ama nedenler ne olursa olsun ülke seçmeninin yüzde 16.5 oyunu alan bir partinin, kaba bir hesapla 12 milyonu temsil ettiğini unutmayalım. Bu nedenle bu 12 milyonun hassasiyetine, bizler de hassas olalım. Çünkü Devlet Bahçeli’nin MHP’si, son dönemde toplumsal muhalefetin içerisinde kendisini aşan bir duruş gösterdi.

HDP’ye gelince; 2015 seçimlerinin kilit partisi olduğu çok açıktı ve dün gece itibarıyla bu kanıtlandı. HDP sloganları, söylemi, şarkıları, renkleri, ana akım siyasete hitap ediş tarzıyla seçimin en başarılı kampanyasını yürüttü. Kampanya konusunda sadece Batı’ya çalışması da yetti. Selahattin Demirtaş hakkında Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası söylediğim “solda yeni bir lider” ifademin arkasındayım. Bu her ne kadar kasıtlı ya da kasıtsız değiştirilerek “solun yeni lideri” diye yazılmış, çizilmiş ve ön seçimde ne yazık ki aleyhime kullanılmış ise de, hala aynı görüşteyim. Demirtaş yalnızca “solda yeni bir liderdir”. Ama “solun yeni lideri” olmayı hedefleyebilir, o ayrı; göreceğiz.

HDP’nin barajı geçmesi beni mutlu etti. SHP, DEP milletvekillerini sırtında taşıyarak TBMM’ye sokmuştu. 17 Mart 1994 günü, 4 DEP milletvekilinin TBMM çıkışında yaka paça götürüldüğü günü çok iyi hatırlıyorum. Bir vesileyle, yanında uğradığım çok sevgili eski Genel Yayın Müdürüm Gazeteci Osman S. Arolat ile dehşetle izlemiştik. Bana “Bak bu sahneyi asla unutma, Türkiye bunun acısını çok çekecek” demişti. Türkiye bunun acısını çok çekti.

2015 seçimlerinde HDP kendi Kürt seçmeninin ve Batı’da kendisine daha önce oy vermiş bir grup liberal ve sol seçmenin oylarıyla baraja yaklaştı. Bir grup CHP seçmeni ise sırtına alıp barajın ötesine taşıdı. Buna hepimiz tanık olduk. Bugün artık HDP’ye emanet edilmiş bu iradeye, HDP’den hassasiyet beklemek düşer. Öte yandan da yüzde 13′e; yani kaba bir hesapla Türkiye’nin 9.750.000 kişisinin iradesine de diğer kesimlerce saygı göstermek düşer.

Sözün özü bazı partileri terörist veya faşist vs diye hedeflemeden arkalarındaki seçmen kitlesinin hassasiyetlerini tanımak gerekir düşüncesindeyim.

CHP’ye gelirsek… Seçmenin demokrasi yaklaşımı takdire şayandır. Ama kendi partim için değerlendirmem, bırakın parti içinde kalsın. Gerekirse iç kurullarda ifade ederiz. Ama tek cümleyle ifade edersem CHP bugün demokrasiye en çok inanmış, desteklemiş partidir. Kendisine demokrat değil, herkese demokrattır.

Kendime gelince; CHP’deki aktif siyasetimin olağanüstü 1′nci yılında CHP İstanbul İl Başkan Yardımcılığı, Parti Meclisi Üyeliği ve MYK Üyeliği (Genel Başkan Yardımcılığı); son 4 yılında ise İstanbul Milletvekilliği yapmış biri olarak kendimi koyduğum yer şudur:

Benim yapmak istediğim siyaset

- Benim yapmak istediğim siyaset insanlara şuralı, buralı, şu köylü, bu köylü, şu memleketli olduğu için oy verilen siyaset değil. Siyasetin kentlerde hemşeri derneklerine sıkışmışlığından çıkarılıp, aynı kentli olmanın kaygısını taşıyan mahalleli derneklerine açılması arzumdur.

- Benim yapmak istediğim siyaset insanlara şu, bu, o etnisiteye, kökene, ırka, milliyete, dine, mezhebe ait olduğu için oy verilen siyaset değil. Siyasetin birinin diğerini ötekileştirmesi sıkışmışlığından çıkarılıp, yalnızca sorun çözmeye odaklanması arzumdur.

- Benim yapmak istediğim siyaset yalnızca bir fotoğraf karesinde görünmekten ibaret değil; fikri takip, sorunun çözüme uzanan yoldaki engelleri bir bir birlikte aşmak ve sürecin her aşamasına adını yazdırmak arzusudur.

- Benim yapmak istediğim siyaset sorunları öncelemeyen, aynı zaman diliminde yaşanan bütün sorunlara eş zamanlı çözüm arayan, insan odaklı değil yaşam odaklı siyasettir. Benim siyasetim Gezi’de ağaç, Arhavi’de dere, Uludere’de katır, Yedikule’de bostan, Soma’da insandır.

- Benim yapmak istediğim siyasetin adımları küçük, etkisi büyük olmalıdır. Ben küçük projelerin hayatlarda büyük değişiklikler yaratacağına inananlardadım; büyük projelerin küçük hayatları söndürdüğüne tanık olmuş biri olarak.

- Ben ana akımda ve merkez siyasette malzeme olanlarla yetinmeyi değil; kıyıda köşede kalmış, adına marjinal denmiş, fantezi görülmüş, romantik addedilmiş alanları, o ana akım çemberin içine sokmayı seçtim. Tıpkı bir şarkıda dendiği gibi “ben yoldan gönüllü çıktım memnunum buna ben”.

 Teşekkür faslı…

Son olarak birkaç teşekkürle bitireyim.

Öncelikle CHP’ye oy veren tüm seçmenlere ve bana açıktan desteğini iletenlere teşekkür ederim.

Sonra zaten CHP’ye oy vermediği halde benim için üzüntü bildirenlere nezaketleri için teşekkür ederim.

Ardından, benim sıramı beğenmeyip oy vermeyen dostlarıma, hiç olmazsa demokrasiye oy verdikleri için teşekkür ederim.

Ve son olarak da Genel Seçimler için bana uygun görülen 13. sıranın imkansıza yakın olduğunu bilmekle birlikte sırf bana destek olmak için oy veren birileri de var ki, onlara sevgim sonsuza dek sürecek.

Sevgiyle kalın…