“Ben Poyraz Ali”

melda onur poyraz ali

 

Melda ONUR

Aslında esas konu Poyraz Ali’ydi. Hani şu cezaevinde annesiyle birlikte yaşamak zorunda olan 3 yaşındaki otizmli bebek. Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısı TBMM’de görüşüldüğü gün, Poyraz Ali ve annesi Zeynep Bakır’ın durumunu Genel Kurul’da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve bürokratlara anlatmaktı amacım. Bakan otizmli bir çocuğun cezaevinde unutulmasına göz yummamalıydı. Aynı gün Paris’te, Charlie Hebdo baskını da olmuştu. 2 yılımın geçtiği bir şehirde, dostlarımın dostlarına yapılan bu saldıryı kınamamda hiçir anormallik yoktu. Ancak konuşmama eşlik eden “Je suis Charlie” dövizi üzerine bir malum sitenin başlattığı saldırı o kadar ön plana çıktı ki neredeyse bana bile aslında Genel Kurul kürsüsünde ne konuştuğumu unutturacaktı. Neyse ki Başbakan Davutoğlu da Paris’e gidip “Je suis Charlie” pankartlarına eşik etti de ortalık sessizleşti. O halde şimdi “Ben Poyraz Ali” deme zamanı…

Mektupla gelen dramlar…

Cezaevlerinden gelen ve bana ulaşabilen mektuplar birikir, çogunlukla Ankara – İstanbul yolunda açıp okumaya çalışırım. Bazen yazılan dramlara öyle içiniz daralır ki, uçaktaysanız her an panik atak, anksiyete vs. basabilir. O nedenle otobüste okuması en iyisi. Müyesser Yıldız’ın cezaevi koşullarını anlattığı mektubunu uçakta okumuştum, ağlama tutmuştu. Kedi istiyordu ya benden. Hostes gördü ağladığımı, “bir tutuklu öyle yanlız ki, benden kedi istemiş” diyememiştim. Ağırdı koşulları Müyesser’in. Küçücük, narin bedeni, can yoldaşsız bir tecrit koğuşundaydı. Öyle anlatmıştı Nedim Şener, Ayşenur Aslan’ın Medya Mahallesi’ne çıkarak. Ahmet Şık ile birlikte tahliye oluşlarının ertesinde öyle bir öyle anlatmıştı ki, seyredenler gözyaşlarına boğulmuştu, kendi de… Hele ki kızının eteğinin çıkarılışını anlatırken.

Çocuk ve cezaevi deyince gözümün önüne gelen sahnelerden birirdir. Metal düğmeleri öten eteğini çıkarıp, beline hırkasını sarıp babayı görmeye koşma pratikliği. Babanın kızını o halde görüşündeki çaresizliği hayal bile edemiyorum. Gülşah Balbay, küçük oğlu Deniz’in daha bebek halinde kapıdaki hoyrat muamele nedeniyle cezaevine gitmek istemediğini söylüyordu o günlerde. Neyse onlar tahliye oldu ama daha pek çok çocuğu ilgilendiren pek çok dram gelip sizi Ankara-İstanbul şehirlerarası otobüsünde bir mektupta bulur.

IMG_1950Berkin, Poyraz, Zeynep…

16 Ekim Perşembe gecesi yanıma yolda okuyacağım dokümanları da alarak Ankara’dan İstanbul’a otobüsle yola çıktım. Sarı kağıda yazılmış bir mektubun içinden bir anne-çocuk fotoğrafı çıktı. 2-3 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim sarışın bir bebek ve siyah saçlı güzel bir kadın, duvara çizili Berkin Elvan resmi önünde poz vermişlerdi. Okumaya koyuldum.

Trabzon’da yaşayan Zeynep Bakır, tamamen yasal gösterilere katılmak ve tamamen yasal yayın çıkartmak gibi yasal nedenlerle şüphe çekmiş ve bugün lanetli ilan edilip tarihe karışan bir ÖYM’de, Erzurum Özel Yetkili Mahkeme’de yargılanarak terör örgütü üyeliğinden 6 yıl hüküm giymişti. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde yatıyordu ve atipik otizmli bebeği vardı. Bebeğinin eğitimi ve geleceği için endişeliydi. Sesini duyurmak istiyordu. Şehirlerarası otobüste, TBMM’dekinden daha hızlı internet bağlantısı sayesinde mektup ve fotoğrafın sosyal medya takipçileri ile buluşması uzun sürmedi. Mektupta verdiği numaradan eşi Emrah’a ulaştım. Konuyla bir yandan gazeteciler ilgilenirken, diğer yandan kampanyalar açıldı. Bir adım daha atmak gerekti.

IMG_7135Emrah Bakır halen Trabzon’da oturuyor. Ayda bir kez gelip açık görüşte eşini görüp oğlunu alıyor.  Kapalı görüşe gelmiyor; çünkü otizmli bir bebeğin babasını görüp dokunamaması gelişimi açısından sağlıklı değil. Poyraz Ali bebek, annesinden ağlayarak ayrılıp babasıyla birkaç gün geçiriyor; sonra bu kez babasından ağlayarak ayrılıp annesiyle yaşadığı koğuşa dönüyor.

Cezaevi ve otizm

Geçtiğimiz günlerde Emrah Bakır ve Poyraz Ali ile buluştuk. Bize, Türkiye Otizm Federasyonu Genel Sekreteri İrem Afşin de katıldı. Otizmlilerin annesi adını taktığım Sevgili İrem, Poyraz Ali ile iletişimi kurmakta gecikmedi. İrem’in dediğine göre atipik otizm daha kolay iyileştirilebilir bir otizm türü ama 3-6 yaş arası üzerine iyi eğilinmesi gerekiyor. Çünkü bu 3 yıl otizmli bir çocuk için en değerli yıllar. Bu durumda Poyraz Ali’nin önümüzdeki 3 yılı cezaevinde geçirmemesi için bir şey yapılmalıydı. Ya da eğitiminin aksamaması için.

Poyraz Ali haftada 3 kez 45’er dakika annesiyle birlikte cezaevi dışına çıkarılarak bir danışmanlık merkezine gidiyor. İrem Afşin, Danışmanlık Merkezi’nde Poyraz Ali ve Zeynep ile buluştu. Aslında iyi bir merkez, ancak haftada 3 kez ve 45 dakikanın yeterli olmadığını söylüyor. Zira otizmli çocukların sürekli eğitimi önemli. Cezaevinde de eğitim mümkün ama koşullarının sağlanması gerekli. Ama önceliğimizin zaten bebekli anneler ve bu tür özel durumları olan bebeklerin annelerinin denetimli serbestlikle infazlarını cezaevi dışında tamamlamaları. Bu konuda CHP tarafından verilmiş kanun teklifleri olduğunu bir kenara yazarak Bakırköy Kadın Cezaevi ziyaretimize geçelim:

Puzzle, oyun hamuru yasak!

5 Ocak Pazartesi günü İrem Afşin’le hem Poyraz Ali’nin cezaevinin koşullarını annesinin ağzından dinlemek, hem de ‘neler iyileştirilebilir’ bakmak üzere cezaevine gittik. Zeynep’le buluştuğumuzda ilk ricası eğitim materyalleriyle ilgiliydi. Zira Poyraz Ali’nin kampanyasını duyanlar eğitim materyali hediye göndermeye başlamış. Zeynep, gelen kitapların verileceğini ancak puzzle, oyun hamuru ve kalemlere el konduğunu söyledi. Oysa zaten sınırlı zamanda eğitime giden çocuğun bu tür materyallerle annesi tarafından 7-24 eğitilmesi mümkün ve bunun ne sakıncası olabilirdi? Cezaevi müdüründen rica ettik. İlgileneceğini söyledi ancak halen verilmediğini biliyoruz.  Bakırköy Cezaevi Yerleşkesi içerisinde Milli Eğitim’e bağlı bir kreş var. Cezaevinde anneleriyle kalan çocukların gündüz belli saatlerde kullandığı bir kreş. Güzel bir kreş, ancak otizmli bir çocuğa katkısı pek yok. Hele ki kreşe çıkarma koşulları düşünülünce… Zira günün belli bir saati ceza infaz memuru gelip Poyraz Ali’yi annesinin kucağından alıyor. Zaten o noktada anneden ayrılma paniği ve yabancı üniformalı bir görevliye teslim ediliş ile ağlama başlıyor. Kreşe gidene kadar ister istemez bir hırpalanma süreci. Kreş ortamında otizm bilgisine sahip özel eğitmen yok. Sonuçta bu kreşten de yararlanılamıyor. Bu konuyu cezaevi müdürüne ilettiğimizde aslına “çocuğun üstün yararı” ifadesini bizzat kendisi kullanıyor. Bunun yönetmelik değişikliği ile çözülebilecek bir konu olduğunda hemfikir olduğunu görüyoruz. Zira cezaevinin kapısıyla kreş arasında 5 metre yok ama, annenin o 5 metreyi yürüyerek çocuğunu kreşe götürmesi yasak. Hadi o yasak, bari anneye eğitim materyalleri verin, o eğitsin. O da yasak. İrem kreşe eğitmen getirmek için çalışacak bundan böyle.

Otizm mi? Daha o konuya gelmedik…

Ben de 8 Ocak günü TBMM’de söz alarak bakana ve bürokratlara ilettim konuyu. Hatta iletmekle yetinmedim, kabineden iki bakan arkadaşının da hafif yollu dedikodusunu yaptım Bozdağ’a. Otizm Federasyonu, Sağlık Bakanlığı’ndan Türkiye’deki otizmliler üzerine bir araştırma olup olmadığını sorduğunu ve bilgileri talep ettiğini; ancak bakanlığın şimdilik böyle bir çalışmaya gerek duymadıklarına dair yanıt verdiğini söyledim. Bir de Federasyon, Aile ve Sosyal Poltitikalar Bakanı Ayşenur İslam’dan bir türlü randevu alamıyor. Otizm Eylem Planı konusunda eski Bakan Fatma Şahin ile bir noktaya gelen Federasyon, İslam’ın gelişiyle resmen başa sarmış. Halen İslam’dan randevu bekleniyor. Bakanlık’tan da otizmli sayısı hakkında güncel bilgi edinilemiyor. Bir de “Cezaevlerinde otizmli, engelli, ya da kronik hastalığı olan çocuk sayısını biliyor musunuz” diye sordum. Bana cevap nöbetçi Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’dan geldi. Doğrudan tutanaklardan:

“2 çocuğumuz haricinde ciddi bir rahatsızlık yoktur”

“Sayın Melda Onur’un annesinin yanında kalan çocuklarla ilgili bir şikâyeti olmuştu. Onunla ilgili de şu bilgiyi vermek isterim hem kamuoyuna hem Meclisimize: Şu an itibarıyla, ceza infaz kurumlarında 0-6 yaş grubunda annesiyle birlikte kalan çocuk sayısı 417’dir. Bunlardan 65 tanesi kreş hizmetlerinden yararlanıyor. Adı geçen kişi, rahatsızlığı nedeniyle Bakırköy Özel Rehabilitasyon Merkezi’ne annesiyle birlikte haftada altı saat gitmektedir. Bu çocukların kaldığı kurumlar tarandı. 2 çocuğumuzun haricinde ciddi bir rahatsızlık yoktur. Yine, her türlü çocuk oyuncaklarıyla ilgili, ne gerekiyorsa çocukların eğitimiyle de ilgili, hamurdur veya başka bir şey, bunlar da ceza infaz kurumlarında bu çocuklara sağlanmaktadır.”

 

 

Melda ONUR

Aslında esas konu Poyraz Ali’ydi. Hani şu cezaevinde annesiyle birlikte yaşamak zorunda olan 3 yaşındaki otizmli bebek. Ceza İnfaz Kurumları Güvenlik Hizmetleri Kanun Tasarısı TBMM’de görüşüldüğü gün, Poyraz Ali ve annesi Zeynep Bakır’ın durumunu Genel Kurul’da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve bürokratlara anlatmaktı amacım. Bakan otizmli bir çocuğun cezaevinde unutulmasına göz yummamalıydı. Aynı gün Paris’te, Charlie Hebdo baskını da olmuştu. 2 yılımın geçtiği bir şehirde, dostlarımın dostlarına yapılan bu saldıryı kınamamda hiçir anormallik yoktu. Ancak konuşmama eşlik eden “Je suis Charlie” dövizi üzerine bir malum sitenin başlattığı saldırı o kadar ön plana çıktı ki neredeyse bana bile aslında Genel Kurul kürsüsünde ne konuştuğumu unutturacaktı. Neyse ki Başbakan Davutoğlu da Paris’e gidip “Je suis Charlie” pankartlarına eşik etti de ortalık sessizleşti. O halde şimdi “Ben Poyraz Ali” deme zamanı…

Mektupla gelen dramlar…

Cezaevlerinden gelen ve bana ulaşabilen mektuplar birikir, çogunlukla Ankara – İstanbul yolunda açıp okumaya çalışırım. Bazen yazılan dramlara öyle içiniz daralır ki, uçaktaysanız her an panik atak, anksiyete vs. basabilir. O nedenle otobüste okuması en iyisi. Müyesser Yıldız’ın cezaevi koşullarını anlattığı mektubunu uçakta okumuştum, ağlama tutmuştu. Kedi istiyordu ya benden. Hostes gördü ağladığımı, “bir tutuklu öyle yanlız ki, benden kedi istemiş” diyememiştim. Ağırdı koşulları Müyesser’in. Küçücük, narin bedeni, can yoldaşsız bir tecrit koğuşundaydı. Öyle anlatmıştı Nedim Şener, Ayşenur Aslan’ın Medya Mahallesi’ne çıkarak. Ahmet Şık ile birlikte tahliye oluşlarının ertesinde öyle bir öyle anlatmıştı ki, seyredenler gözyaşlarına boğulmuştu, kendi de… Hele ki kızının eteğinin çıkarılışını anlatırken.

Çocuk ve cezaevi deyince gözümün önüne gelen sahnelerden birirdir. Metal düğmeleri öten eteğini çıkarıp, beline hırkasını sarıp babayı görmeye koşma pratikliği. Babanın kızını o halde görüşündeki çaresizliği hayal bile edemiyorum. Gülşah Balbay, küçük oğlu Deniz’in daha bebek halinde kapıdaki hoyrat muamele nedeniyle cezaevine gitmek istemediğini söylüyordu o günlerde. Neyse onlar tahliye oldu ama daha pek çok çocuğu ilgilendiren pek çok dram gelip sizi Ankara-İstanbul şehirlerarası otobüsünde bir mektupta bulur.

IMG_1950Berkin, Poyraz, Zeynep…

16 Ekim Perşembe gecesi yanıma yolda okuyacağım dokümanları da alarak Ankara’dan İstanbul’a otobüsle yola çıktım. Sarı kağıda yazılmış bir mektubun içinden bir anne-çocuk fotoğrafı çıktı. 2-3 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim sarışın bir bebek ve siyah saçlı güzel bir kadın, duvara çizili Berkin Elvan resmi önünde poz vermişlerdi. Okumaya koyuldum.

Trabzon’da yaşayan Zeynep Bakır, tamamen yasal gösterilere katılmak ve tamamen yasal yayın çıkartmak gibi yasal nedenlerle şüphe çekmiş ve bugün lanetli ilan edilip tarihe karışan bir ÖYM’de, Erzurum Özel Yetkili Mahkeme’de yargılanarak terör örgütü üyeliğinden 6 yıl hüküm giymişti. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde yatıyordu ve atipik otizmli bebeği vardı. Bebeğinin eğitimi ve geleceği için endişeliydi. Sesini duyurmak istiyordu. Şehirlerarası otobüste, TBMM’dekinden daha hızlı internet bağlantısı sayesinde mektup ve fotoğrafın sosyal medya takipçileri ile buluşması uzun sürmedi. Mektupta verdiği numaradan eşi Emrah’a ulaştım. Konuyla bir yandan gazeteciler ilgilenirken, diğer yandan kampanyalar açıldı. Bir adım daha atmak gerekti.

IMG_7135Emrah Bakır halen Trabzon’da oturuyor. Ayda bir kez gelip açık görüşte eşini görüp oğlunu alıyor.  Kapalı görüşe gelmiyor; çünkü otizmli bir bebeğin babasını görüp dokunamaması gelişimi açısından sağlıklı değil. Poyraz Ali bebek, annesinden ağlayarak ayrılıp babasıyla birkaç gün geçiriyor; sonra bu kez babasından ağlayarak ayrılıp annesiyle yaşadığı koğuşa dönüyor.

Cezaevi ve otizm

Geçtiğimiz günlerde Emrah Bakır ve Poyraz Ali ile buluştuk. Bize, Türkiye Otizm Federasyonu Genel Sekreteri İrem Afşin de katıldı. Otizmlilerin annesi adını taktığım Sevgili İrem, Poyraz Ali ile iletişimi kurmakta gecikmedi. İrem’in dediğine göre atipik otizm daha kolay iyileştirilebilir bir otizm türü ama 3-6 yaş arası üzerine iyi eğilinmesi gerekiyor. Çünkü bu 3 yıl otizmli bir çocuk için en değerli yıllar. Bu durumda Poyraz Ali’nin önümüzdeki 3 yılı cezaevinde geçirmemesi için bir şey yapılmalıydı. Ya da eğitiminin aksamaması için.

Poyraz Ali haftada 3 kez 45’er dakika annesiyle birlikte cezaevi dışına çıkarılarak bir danışmanlık merkezine gidiyor. İrem Afşin, Danışmanlık Merkezi’nde Poyraz Ali ve Zeynep ile buluştu. Aslında iyi bir merkez, ancak haftada 3 kez ve 45 dakikanın yeterli olmadığını söylüyor. Zira otizmli çocukların sürekli eğitimi önemli. Cezaevinde de eğitim mümkün ama koşullarının sağlanması gerekli. Ama önceliğimizin zaten bebekli anneler ve bu tür özel durumları olan bebeklerin annelerinin denetimli serbestlikle infazlarını cezaevi dışında tamamlamaları. Bu konuda CHP tarafından verilmiş kanun teklifleri olduğunu bir kenara yazarak Bakırköy Kadın Cezaevi ziyaretimize geçelim:

Puzzle, oyun hamuru yasak!

5 Ocak Pazartesi günü İrem Afşin’le hem Poyraz Ali’nin cezaevinin koşullarını annesinin ağzından dinlemek, hem de ‘neler iyileştirilebilir’ bakmak üzere cezaevine gittik. Zeynep’le buluştuğumuzda ilk ricası eğitim materyalleriyle ilgiliydi. Zira Poyraz Ali’nin kampanyasını duyanlar eğitim materyali hediye göndermeye başlamış. Zeynep, gelen kitapların verileceğini ancak puzzle, oyun hamuru ve kalemlere el konduğunu söyledi. Oysa zaten sınırlı zamanda eğitime giden çocuğun bu tür materyallerle annesi tarafından 7-24 eğitilmesi mümkün ve bunun ne sakıncası olabilirdi? Cezaevi müdüründen rica ettik. İlgileneceğini söyledi ancak halen verilmediğini biliyoruz.  Bakırköy Cezaevi Yerleşkesi içerisinde Milli Eğitim’e bağlı bir kreş var. Cezaevinde anneleriyle kalan çocukların gündüz belli saatlerde kullandığı bir kreş. Güzel bir kreş, ancak otizmli bir çocuğa katkısı pek yok. Hele ki kreşe çıkarma koşulları düşünülünce… Zira günün belli bir saati ceza infaz memuru gelip Poyraz Ali’yi annesinin kucağından alıyor. Zaten o noktada anneden ayrılma paniği ve yabancı üniformalı bir görevliye teslim ediliş ile ağlama başlıyor. Kreşe gidene kadar ister istemez bir hırpalanma süreci. Kreş ortamında otizm bilgisine sahip özel eğitmen yok. Sonuçta bu kreşten de yararlanılamıyor. Bu konuyu cezaevi müdürüne ilettiğimizde aslına “çocuğun üstün yararı” ifadesini bizzat kendisi kullanıyor. Bunun yönetmelik değişikliği ile çözülebilecek bir konu olduğunda hemfikir olduğunu görüyoruz. Zira cezaevinin kapısıyla kreş arasında 5 metre yok ama, annenin o 5 metreyi yürüyerek çocuğunu kreşe götürmesi yasak. Hadi o yasak, bari anneye eğitim materyalleri verin, o eğitsin. O da yasak. İrem kreşe eğitmen getirmek için çalışacak bundan böyle.

Otizm mi? Daha o konuya gelmedik…

Ben de 8 Ocak günü TBMM’de söz alarak bakana ve bürokratlara ilettim konuyu. Hatta iletmekle yetinmedim, kabineden iki bakan arkadaşının da hafif yollu dedikodusunu yaptım Bozdağ’a. Otizm Federasyonu, Sağlık Bakanlığı’ndan Türkiye’deki otizmliler üzerine bir araştırma olup olmadığını sorduğunu ve bilgileri talep ettiğini; ancak bakanlığın şimdilik böyle bir çalışmaya gerek duymadıklarına dair yanıt verdiğini söyledim. Bir de Federasyon, Aile ve Sosyal Poltitikalar Bakanı Ayşenur İslam’dan bir türlü randevu alamıyor. Otizm Eylem Planı konusunda eski Bakan Fatma Şahin ile bir noktaya gelen Federasyon, İslam’ın gelişiyle resmen başa sarmış. Halen İslam’dan randevu bekleniyor. Bakanlık’tan da otizmli sayısı hakkında güncel bilgi edinilemiyor. Bir de “Cezaevlerinde otizmli, engelli, ya da kronik hastalığı olan çocuk sayısını biliyor musunuz” diye sordum. Bana cevap nöbetçi Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’dan geldi. Doğrudan tutanaklardan:

“2 çocuğumuz haricinde ciddi bir rahatsızlık yoktur”

“Sayın Melda Onur’un annesinin yanında kalan çocuklarla ilgili bir şikâyeti olmuştu. Onunla ilgili de şu bilgiyi vermek isterim hem kamuoyuna hem Meclisimize: Şu an itibarıyla, ceza infaz kurumlarında 0-6 yaş grubunda annesiyle birlikte kalan çocuk sayısı 417’dir. Bunlardan 65 tanesi kreş hizmetlerinden yararlanıyor. Adı geçen kişi, rahatsızlığı nedeniyle Bakırköy Özel Rehabilitasyon Merkezi’ne annesiyle birlikte haftada altı saat gitmektedir. Bu çocukların kaldığı kurumlar tarandı. 2 çocuğumuzun haricinde ciddi bir rahatsızlık yoktur. Yine, her türlü çocuk oyuncaklarıyla ilgili, ne gerekiyorsa çocukların eğitimiyle de ilgili, hamurdur veya başka bir şey, bunlar da ceza infaz kurumlarında bu çocuklara sağlanmaktadır.”

Zete.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>