“Kasımpaşalı Tayyip’i oynamak Prof. Davutoğlu’na yakışmıyor”

CHP’nin ‘eylemci vekili‘ olarak bilinen ve zaman zaman yaptığı çıkışlarla dikkat çeken milletvekili Melda Onur, Diken’e konuştu.

Çarpıcı açıklamalar yapan Onur, yaklaşan genel seçimler öncesinde CHP’nin tutumundan, Charlie Hebdo saldırısına, AKP’li milletvekillerinin sık sık kadınların yaşam tarzlarına ve bedenlerine dair açıklamalar yapmasından, CHP’li Şişli Belediyesi’nde yaşanan krize, Murat Karayalçın’ın İstanbul İl Başkanlığı’na atanmasından toplumsal gerilimin artmasındaki nedenlere kadar birçok konuda sorularımızı yanıtladı.

Melda Onur Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu şu sözlerle eleştirdi: “Kasımpaşalı Tayyip’i oynamak Profesör Doktor Ahmet Davutoğlu’na yakışmıyor.”

İktidarla ilişkisi olan bir muhalefet milletvekilinin kendisine genel seçimlerin erteleneceğini söylediğini ifade eden Onur, ertelemenin başkanlık sisteminin anlatılması için iktidar tarafından gerekli görüldüğünü belirtti.

melda onur2

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, AKP’yi sandıkta yenmenin formülünü CHP, HDP ve sosyalistlerin ittifak yapması olarak açıkladı. Taş’ın açıklamalarını çağrı olarak kabul edersek, CHP nezdinde bir karşılığı olur mu?

Seçim sürecine girilirken mutlaka bu tür çağrılar değerlendirilmeli. Karşılığı olur mu olmaz mı sorusuna net yanıt verebilecek durumda değilim ama toplumsal muhalefetin olduğu alanlarda biz bu taraflarla hep berabersek iktidarın uygulamlarına karşı tarafların arasında görüş ayrılıkları olsa da bir ortak muhalif duruş varken değerlendirilmeli.

Partilerin karar organları ‘Nasıl bir birliktelik olmalı?‘ sorusu etrafında görüşmeli. Belli alanlarda elbette ortak hareket edilebilir. Neden olmasın?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kasım ayında ‘Kesinlikle hiç kimseyle ittifak yapmayacağız’ diye bir açıklaması vardı…

Her parti tek başına iktidar olmak için yola çıkar. Bu konuda ben genel başkana hak veriyorum.

Cumhuriyetin yıkılmaya çalışıldığı son yıllarda çeşitli çevrelerce dile getiriliyor. CHP’nin ‘Cumhuriyetin kurucu partisi’ olarak, AKP tarafından yıkılmaya çalışıldığı iddia edilen Cumhuriyet için tek başına iktidar hedefinden ziyade geniş kesimlerle ortaklaşarak direnç noktası oluşturması gerekmiyor mu?

Sadece siyasi partiler değil, toplumsal muhalefetin her kesimiyle diyalog kurulmasından yanayım. Gezi öncesi başlayan, Gezi’yle taşan ve Gezi’den sonra da Türkiye’nin geneline yayılan her türlü muhalif hareketin içinde olmak gerekiyor. Bu nasıl evrilir zaman gösterir ama toplumsal muhalefetten bağımsız hareket etmemizin çok doğru olmayacağını düşünüyorum.

Aslında kolay yapılabilecek bir şey. Çünkü muhalif yapıların birçoğunun kökü bizim partimiz. CHP’de il başkanlığı, ilçe başkanlığı yapmış ve hatta geçmişte CHP’den milletvekili seçilmiş isimler var bu yapılarda. Biz muhalefet olarak daha kalabalığız aslında. Tek sorunumuz birlikte olamamak. AKP’ye oy veren insanlar bile güçlü bir birliktelik gördükleri zaman oraya yöneleceklerdir.

Sizin parti içinde toplumsal muhalefeti kapsayan bir birlikteliğe yönelik çağrınız ve çalışmanız olacak mı?

Ben parti yönetiminde değilim ama en azından katıldığımız Birleşik Haziran Hareketi toplantılarının ve diğer ortamların raporlarını sunuyoruz Genel Merkez’e. Toplumsal muhalefetin yönetim kadrolarının aracılık etmem için bir talebi olursa seve seve yardımcı olur. Ama zaten Genel Başkan çok rahat ulaşılabilir bir noktada.

Başkanlık sistemine geçiş için genel seçimler ertelenebilir

Cumhurbaşkanı Erdoğan 19 Ocak’ta Bakanlar Kurulu’na başkanlık edeceğini açıkladı. Sonrasında neler yaşanır sizce?

AKP’nin Başkanlık Sistemi’ne geçmek istediği malum. Bu sisteme geçmeden önce, Erdoğan’ın ülkeyi Başkanlık Sistemi’ne alıştırmak istediğine dair bir duyum aldık. Ama önlerinde yeteri kadar da zaman yok. Bana bundan aylar önce iktidar partisiyle ilişkileri olan bir muhalefet milletvekili ‘Başkanlık sistemini halka anlatmak için seçimleri erteleyecek‘ demişti.

Ben o zaman bunu çok ciddiye almadım ama bugün geldiğimiz süreçte 19 Ocak’ta bakanlar kuruluna başkanlık etmeye başlayacak bir cumhurbaşkanının seçimleri de erteletebileceğini düşünüyorum. Seçimlerin ertelenmesi, seçim güvenliğinin tehlikeye girmesi ve savaş çıkması  gibi durumlarda söz konusu olabilir. Çok isterse savaş çıkarabilir zaten. Artık her şey ellerinde. Geçmişte ‘Suriye’ye adam yollarım, iki füze attırırım‘ denildiğini duyduk. Olmaz olmaz dememek lazım. Kolay günler beklemiyor bizi.

Charlie Hebdo saldırısını savunanların profillerinde Erdoğan fotoğrafları karşımıza çıkıyor

melda onur4

Fransa’daki Charlie Hebdo baskını dünyanın gündeminde. Gazeteci kökenli bir milletvekili olarak, Charlie Hebdo saldırısını ve sonrasında yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslam hiç bu kadar karşıtlık yaratmak üzere kullanılmamıştı.  Saldırıdan sonra belirli kesimler İslamofobi üzerinden bir savunma yapıyorlar. Ama sıkıntı şu ki; İslamofobi’ye esas neden olan bu tavır zaten. Bugün eğer siz bir cinayete ‘Bunlarda zaten İslam düşmanıydılar‘ diyerek sahip çıkıyorsanız, en büyük İslamofobi’yi yaratıyorsunuz.

Sizin kutsalınıza mizah yoluyla hakaret edildiğini görüyorsanız karşılığını daha güçlü bir mizahla verirsiniz. 60 bin satan bir dergide yayınlanan karikatürlere böylesine bir tepki vermek mi İslam düşmanlığı, yoksa Charlie Hebdo’nun ki mi İslam düşmanlığı oturalım bunu konuşalım önce.

Garip olan ise, Türkiye’de sosyal medya paylaşımlarında cinayeti savunanların profillerinde kullandıkları görselleri incelediğinizde karşımıza hep Cumhurbaşkanı’nın çıkıyor olması. Bu çok üzüntü verici. Ben Cumhurbaşkanı’nın Charlie Hebdo saldırısını savunacağını düşünmüyorum. Bu cinayeti savunanların Cumhurbaşkanı’nın fotoğraflarını kullanmalarına bir kere en başta AKP’lilerin karşı çıkmaları gerekiyor.

Bülent Arınç siyaseti bırakacakmış, giderken özgül ağırlığıyla gitsin

AKP kadroları sık sık kadınlara dair beyanlarda bulunuyor. Son örneği Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun açıklamalarıydı. Siz bu konuya dair AKP’li kadın milletvekilleriyle hiç konuştunuz mu?

Bu konuya oldukça kapalılar AKP’li kadın milletvekilleri. Kapalı olmayanlar da, bir daha milletvekili olmayacak olanlar. Ben ayrıca AKP’deki bu tavrın biraz daha gündemi yaymak için bilinçli olarak oluşturulduğunu düşünüyorum. Çünkü yolsuzluk meselesi, ‘Ak Saray‘ gibi konular, kendi kitlelerini de çok rahatsız ediyor. Ne zaman kitlelerinde bir kopuş hissetseler, ortaya karşıtlık yaratacak bir şey atıyorlar.

Kitlelerini konsolide etmek için yaptıkları bu çıkışların da bir ömrü var. Bir süre sonra iş yapmayacak bu çıkışlar. Mesela Bülent Arınç’ın kahkaha ile ilgili söylediklerine İslami kesimden birçok kadının eleştirel yorumlarda bulunduklarını biliyorum.  Zaten Bülent Arınç’ta son dönemde hakikaten ilgili ilgisiz konuşmaya başladı. Bunu ya Başbakan olamadığı için üzüntüsünden yapıyor ya da ona böyle bir görev verdiler.

Bülent Arınç, bana AKP’nin kamuoyu araştırması öncesi bir barometre olarak rol alan biri gibi geliyor. Sanki onun yaptığı çıkışla toplumdaki tepkiyi ölçüyorlar. Yani sen bunca yıllık siyasetçisin. Televizyona çıkıp ‘Benim bir özgül ağırlığım var‘ diyorsan, Selahattin Demirtaş’ı eleştirirken ‘Onlara zaten eşcinseller oy veriyor‘ demeyeceksin. Siyaseti bırakacakmış, giderken ‘özgül ağırlığı‘yla gitsin.

Şişli’de yaşananlara sebebiyet veren herkesi kınıyorum

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Murat Karayalçın’ı getirdi. Karayalçın siyasi hayatında Kürt siyasetçilerin parlementoya girmesi yolunda ittifaklar yapmış bir isim. CHP’nin bu hamlesi, Kürt Hareketi’ne bir mesaj olarak değerlendirilmeli mi?

İstanbul İl Başkanlığı kolay bir görev değil. Örgütün kendi içinden birini çıkarması bazen zor olabiliyor. Murat Karayalçın, bir büyük ağabey olarak, kent sorunlarını bilen biri olarak,  siyasi tecrübesiyle bir umut olarak örgütün başına getirildi. Demokrat kişiliğiyle tanınmış olması da  önemli tabii ki.

Şişli Belediyesi’nde yaşanan krizin Karayalçın’ın İstanbul’a atanmasında rolü var mı?

Şişli’de yaşananların bu atamada çok önemli olduğunu düşünmüyorum.

Peki siz Şişli Belediyesi’nde İnönü-Sarıgül cephesinde yaşananları nasıl yorumluyorsunuz?

Konu yargıya taşındığı için bir şey diyemiyorum. Ama bu konu bizim açımızdan çok üzücü. İstanbul’un koca bir ilçesinde, bu tür sorunların yaşanmasına sebebiyet veren herkesi kınıyorum.

‘Allah kimseye, hiç hazzetmediğim bu iktidarın liderlerine bile diktatörlerin sonu gibi bir son göstermesin’

melda onur

Başbakan Davutoğlu, son açıklamalarında CHP’ye Şişli krizi üzerinden yüklendi. İktidara koz verdiğinizi düşünüyor musunuz?

O hiç konuşmasın. O’nu dikkate almıyorum çünkü Davutoğlu, Davutoğlu olarak kalamadı. Başbakan olunca, Erdoğan’a benzemeye çalıştı ama olmuyor. Davutoğlu’nu da aynı Bülent Arınç gibi ‘özgül ağırlığına‘ davet ediyorum. O iyi hatip olan bir profesördü. Davutoğlu’nu çok iyi tanıyan ve çok da seven dostlarım onun kibarlığını, sakinliğini överlerdi. Şu anki Davutoğlu’nun anlatılan Davutoğlu ile ilgisi yok. Kasımpaşalı Tayyip’i oynamak Profesör Doktor Ahmet Davutoğlu’na yakışmıyor.

Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, kasım ayında annesini kaybetmişti. Davutoğlu’nun eşi Sare Davutoğlu, Selvi Kılıçdaroğlu’na taziye ziyaretinde bulundu. Çok insani bir hareket olan taziye ziyaretinin bile özlenmiş olması, ülkedeki kutuplaşmanın ve gerginliğin bir göstergesi değil mi sizce?

Çok nazikçe bir hareketti. Çok memnun kalmıştı Selvi Hanım bu ziyaretten. AKP kutuplaşmayı çok fazla kullandı. Çünkü kendi tabanlarında bir çözülmeden çok korkuyorlar. Gezi olayları sırasında mümkün olduğu kadar olayları AKP karşıtlığına indirgediler. Bu olayların birebir sebebi Erdoğan’ın söylemleriydi. Yoksa insanların AKP’yle, AKP’li kitleyle bir sorunu yoktu.

Halk her gün kendisini azarlayan, kendisine parmak sallayan bir kişiye dur demek istedi. Dedi de. Bunu Tortum’da, Fırtına Vadisi’nde, Emek Sineması’nda, Sulukule’de gördük. Bardak Gezi’de taştı. İktidarın balans ayarını bozdu. AKP, kendi tabanının ‘Evet, Gezi’dekiler haklıydı’ demesinden korktuğu için Kabataş yalanını ortaya attı, ‘camide içki içildi‘ dedi. Yalanları sürekli savunmak zorunda kaldılar.

Dört eski bakanın savunmasında da bunun yansıması var. Bir tanesinde bile geri adım atsalar çuvallayacaklarını biliyorlar. Sürdürülebilir bir şey değil bu yaptıkları. Bir süre sonra insanlar, bu kadar da ‘mükemmel‘ olamayacaklarını anlayacaklar. Sonuçta her şeyin bir kullanım ömrü var. Bu şekilde yönetmeye devam edemezler zaten. Hep karşıtlık yaratarak, sadece kendi oy verenlerini milli irade sayıp diğerlerini göz ardı ederek sürdürülebilir bir yönetim olamaz.

Ayrıca bu coğrafya yakın zamanda ne diktatörlerin yıkılışına tanıklık etti. Allah kimseye, hiç haz etmediğim bu iktidarın liderlerine bile, diktatörlerin son gibi bir son göstermesin.

CAN BURSALI

Diken.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>